HİKAYEM

pelin-eker_foto

Pelin EKER

   
     Tek haneli yaşlarımda çamur ve tebeşirlere şekil vererek başlayan, bir şeyler üretme ve tasarlama tutkum,  lise çağlarında resim, dikiş ve takı tasarımına eğilmemi, ilerleyen zaman içinde de birçok teknik ve sanat dalıyla çalışmamı sağladı. Geleneksel el sanatlarından, fonksiyonel obje tasarımına, resimden takı tasarımına, geçmiş yıllarda her ilgilendiğim konunun bana çok güzel katkıları olduğunu düşünüyorum.  Elimde olmayan nedenlerle, sanat ve tasarımla pek de ilgisi olmayan bir mühendislik eğitimi aldım ve sonrasında yaşamımda  Bilgi Teknolojileri  alanında çalışmak oldukça büyük bir yer tuttu.  Üniversite ve çalışma hayatımın paralelinde vazgeçmeden devam ettiğim sanat ve tasarım odaklı çalışmalarım kızımın dünyaya gelmesi ve onunla geçirdiğim güzel zamanlar nedeniyle 3-4 yıl kesintiye uğrasa da, ardından daha da motive olarak devam etti. Bu motivasyonun sonucu olarak, 2006 yılında ilk kişisel suluboya resim sergimi açtım. Boş kalan zamanlarda birçoğunuz un yaptığı gibi kişisel gelişim kitapları okuyor, kendimi geliştirmek adına içsel çalışmalar yapıyordum. Suluboya resim çalışmalarım devam etti ve çok hoş bir vesile ile gümüş tasarım konusuyla tanıştım. Üniversite yıllarımdan itibaren gümüş takı takmayı çok sevdiğim ve özel tasarım olan takılara ulaşmakta hep zorlandığım için, bu konu çok cazip geldi. Kendi tasarladığım modelleri, kendim üretebilecek ve takacaktım. Bu gerçekten çok keyifli birşey diye düşünerek, tüm ayırabildiğim zamanı bu konuya vermeye başladım. Öylesine severek yapıyordum ki, yaptıklarımı taktıkça, çevremdekiler tarafından beğeniler artmaya başladı ve ikinci kişisel suluboya sergimi açmaya niyet ettiğimde, gümüş takılarımı  da sergilemem için öneriler geldi. Böylece 2010 yılında, suluboya resimlerim ve gümüş takılarımdan oluşan ikinci kişisel sergimi açtım. Sergide, tasarladığım  gümüş takılar çok ilgi gördü. Bu konuda kendimi  daha fazla geliştirmek adına, Ankara şartlarında erişebildiğim ustalardan eğitim aldım . Bu arada bilişim sektöründe entegratör bir firmada yoğun bir tempoda çalışıyor , projeden projeye koşuyordum.

    Bu koşturmacanın içindeyken, çalıştığım işyerinin şartlarının farklılaşması ile iş değiştirdim ve bu sıralarda eski bir iş arkadaşım aracılığı ile nefes seanslarıyla tanıştım. Sadece nefes alarak bir şeylerin değişeceğine başlangıçta  inanmadan, merakıma yenilerek söz verdim beş seans devam edeceğime. Yaşamımda nelerin dönüştüğünü gördükçe bu konuya ilgim giderek arttı, en önemlisi de işe yaradığına inandım. Çünkü on yaşımdan itibaren yaşamımın bir parçası haline gelen migren krizleri artık yoktu. Bu süreçte birçok farklı konuda kişisel gelişimime katkı olacak eğitimler aldım, çalışmalar yaptım. Nefes ve yaşam koçu  olarak bu çalışmalara devam etmeye başladım.

    Paralelinde devam eden bilişim proje çalışmaları ve tasarım tutkum ile sıkışık zamanlarda ortaya çıkan birçok çalışma bazen gece yarılarına kadar yorulmak bilmeden devam etti.

    Doğal olan malzemeler beni her zaman çektiği için, yoluma geleneksel ıslak keçe uygulamaları çıkınca, kendimi çok keyifli bir atölyede uzun soluklu bir eğitimin içinde buldum. Geleneksel  keçeyi çok farklı fonksiyonel tasarımlarda, dikiş bilgim ile harmanlayarak, yaşamın içinde birçok alanda kullanabileceğim fikri beni cezbetti ve keçe ürünler tasarlamaya ve üretmeye de başladım.

    Yoga yapmaya da başladığım bu dönemde, yoga temalı bir ürün grubu tasarladım ve ürettim. Yurt içi fuarlarda, Ankara CerModern mağazada tanıtım ve satışı oldu PE-Design ürün grubu artık sadece Atölye Çayyolu’nda satışta.

    Tasarım sürecinin, bir şeyler üretmenin kişinin AN’da kalmasını sağladığını, bir tür terapi olduğunu, kişinin bir şeylere odaklanıp üretmesi sırasında, günlük zihinsel yorgunluğunun  azaldığını yıllardır deneyimleyen biriyim.

    Katıldığım bir seminerde, bilincime doğan bir fikir niyete dönüştü ve  Atölye Çayyolu’nu tasarlama süreci başladı.  Bence bilinç, tasarlamak, yaratım, anda kalmak, fark etmek, kişisel gelişim aslında aynı döngü içindeler. Bu şekilde taşlar yerine oturunca, geriye kalan, işe girişmek oldu. Artık keyifli bir ortamda gönlü sevgiden ve tasarımdan geçen herkes, yaşamında tasarım, üretim ve kişisel gelişimi aynı çatı altında deneyimleyebilecek.

Son söz olarak,

    Çok ilgisiz diye düşündüğüm mühendislik eğitimimin,  tasarımlarımın çizim ve üretim aşamalarında o kadar çok faydasını görüyorum ki. Bunları düşününce yaşamımda yer alan her şeyin olması gerektiği gibi olduğuna inancım daha da artıyor. Bu arada özellikle belirtmek istediğim bir konu var. Tüm bu çalışmalar, işten geldikten sonra, televizyon karşısında zaman geçirmekten hoşlanmadığım için ortaya çıktı ve bundan çok mutluyum.